ABD Seçimleri Orta Doğu Düğümünü Çözer mi?

Geçtiğimiz Nisan ayının ortasında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığında da bulunmuş Yaakov Amidror, İsrail’in ABD’nin yardımının olmayacağı koşullarda İran ile bir savaşa hazırlık yapması gerektiğini açıklamıştı. Amidror’a göre artan gerilim, ABD’nin önceliklerinde yaşanan değişim ve Ortadoğu’nun istikrarsız durumu İsrail’i bu doğrultuda bir hazırlığa zorlamakta.

Keza bölgede, ABD’nin artık eski ilgisini yitirdiğini gerek Ukrayna gerekse Tayvan sorununun Ortadoğu’daki gelişmeleri Birleşik Devletler nezdinde ikincil kıldığına dair bir algı hâkim.

Öte yandan aynı günlerde The Spectator, İsrail ile İran arasındaki “gölge savaşa” gönderme yapan başlık altında ABD’nin artık kendine yetecek kadar petrol ürettiğini, dolayısıyla da Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran arasındaki “soğuk barışı” umursamak için pek nedeni kalmadığına değiniyordu:

Çin’in gücü ekonomik bir güç. Çin ayrıca Suudi petrolüyle İran gazının en büyük müşterisi. ABD’nin gücü askeri olsa da Amerikalılar kendi petrolleri varken neden Çin’in enerji arzını garanti altına alan bir barış için para ödemek zorunda olduklarını giderek daha fazla merak ediyor olmalılar”.

Bu sorgulamaya rağmen ABD, 54 Tomahawk seyir füzesi taşıyan ve nükleer güçle çalışan USS Florida denizaltısını Basra Körfezi’ne gönderdiğini belirten analiz, barış anlaşmalarının yeni bir savaş ihtimalini güvence altına alacağına dikkat çekiyor.

Şubat sonunda gölge savaşa vurgu yapan bir Foreign Affairs analizi de İsrail’in, İran’a karşı “risk alma iştahı almış” bir şekilde tutum aldığına vurgu yapıyor.

Henüz üç gün önce Suriye’de, Humus kenti yakınlarında yer alan İran bağlantılı hedeflere yönelik İsrail tarafından gerçekleştirilen hava saldırısı da bu iştahın bir göstergesi olarak okunabilir.

Bununla birlikte Amidror’un “ABD’siz hazırlık” vurgusuna rağmen İsrail ve ABD orduları arasındaki iş birliği “İran odaklı” olarak sürmekte. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Kurilla, İsrailli üst düzey askeri yetkililerle Nisan ayı sonunda bölgesel sorunları görüşürken görüşmelerin içeriğinin İran üzerinde yoğunlaştığı belirtiliyor. İsrail ordusundan yapılan açıklamada Kurilla’nın ziyaretinin iki ordu arasındaki saha faaliyetlerinin ve son manevraların doğrudan bir devamı olduğu açıklandı.

Tabii bu noktanın, özellikle de ABD ile olan ilişkilerin İsrail’deki politik gelişmeler bağlamında da bir karşılığı var. İsrail Adalet Bakanı Yariv Levin, ABD yönetimini Başbakan Benjamin Netanyahu’nun yargı düzenlemesine, kimilerine göre darbesine karşı protesto hareketiyle iş birliği yapmakla suçlayan açıklamalarda bulundu.

Diğer taraftan İsrail’deki protestoların Amerikalılar nezdindeki karşılığı ise ikircikli bir niteliğe sahip. Her ne kadar protestolar, Netanyahu’nun yargıyı zayıflatan revizyonunun anti-demokratik ve otoriter niteliğine gönderme yapsa da bu protestoların yapılabiliyor oluşu da Amerikalılar nezdinde bir gerçekliğe sahip.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy’nin Knesset’in bir aylık tatilin ardından ilk toplantısına katılımı Demokrat başkan Joe Biden’a bir tür iğneleme olarak görülürken McCarthy, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşmesinde ABD ile İsrail arasındaki derin ve kapsamlı ilişkilerin eşsizliğine vurgu yaptı.

McCarthy’nin “yüksek profilli” ziyaretinin Netanyahu’nun Biden’la görüşme arzusuna hizmet etmeyeceğini belirten bir analiz de Temsilciler Meclisi’nin başkanının “Trump yanlısı” olduğunu vurgu yapıyordu. Analiz aynı zamanda McCarthy’nin, İsrail Başbakanının Washington’a davet edilmemesi hâlinde kendisini Temsilciler Meclisi’ne davet edeceğine dair sözlerine de yer vermekte.

Bu noktada son Cumhuriyetçi başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2018’de İran’ın uranyum zenginleştirme programını kısıtlayan 2015 tarihli anlaşmadan çekildiğini de hatırlamak gerekiyor. Mevcut Başkan Biden da bu anlaşmayı tekrar hayata geçirmeyi vaat etse de ABD tarafından bu konuda gerekli ilerlemeyi sağlayamadı.

İran’ın da gerek Çin gerek Rusya ile yakın teması nedeniyle Biden’ın anlaşmaya dönüş şartlarına angaje olmaktan imtina etmesi bir diğer konu.

İsrail’in İran konusunda giderek artan “risk alma iştahı”, ABD seçimlerinin yaklaşması ve Cumhuriyetçi kanadın belirgin desteği göz önünde bulundurulduğunda İran’a yönelik İsrail müdahalelerinin 2024 seçimlerine değin düşük düzeyde seyredeceğini söyleyebiliriz.

Nitekim iki ülke silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkilerin istikrarlı seyri de ABD’siz ya da ona rağmen İran’a yönelik bir İsrail müdahalesini yakın vadede mümkün kılmıyor.

Netanyahu hükümetinin Biden yönetimine yönelik tepkisi ve Biden’ın da İsrail Başbakanı’nı dışlanmışlar kulübünde görmesi de silahlı kuvvetler arasındaki koordinasyona rağmen bir İsrail müdahalesinin önündeki engel.

Kaldı ki öncü olarak ekonomik boyutuyla da olsa İran denkleminde yer alan bir Çin gerçeği de karşımızda. İsrail’in İran politikasının bu bağlamda ABD’nin Pasifik’te izlediği politikadan çok da bağımsız olamayacağı aşikâr.

Netanyahu ve Biden arasındaki soğukluğun bu anlamda bölge açısından en azından kısa vadede “savaşı erteleyen” bir yönü de var. Erteleme “mecburî” istikamet gibi görünse de “gölge savaşın” ritmini yakından takip etmek önemli.

Türkiye’nin bölgedeki tutumunu da 14 Mayıs seçimleri şekillendirecek.

Nitekim Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Rusya mesajları “ilişkilerin devam etmesi” anlamında yorumlansa da olası iktidar değişikliğinde S-400’ler ve F-35 programı konusunda hassas kararlar alma, NATO’ya daha angaje bir dış politika beklentisi radikal değişiklik ihtimaline işaret ediyor.

Bir Cevap Yazın