Biri Kaybolmadan Diğeri Ortaya Çıkamazdı: İki Altılı Masa

3 Mart Cuma gününde İYİ Parti lideri Meral Akşener’in sert açıklamalarıyla sarsıntıya uğrayan Altılı Masa, 6 Mart günü yeniden bir araya geldi. Kemal Kılıçdaroğlu, ittifakın ortak Cumhurbaşkanı adayı ilan edildi; beş genel başkanın da seçimin kazanılması hâlinde Cumhurbaşkanı yardımcısı olacağı belirtildi.

Dün akşam kamuoyuna sunulan protokolü ele almadan önce bir uyarıda bulunmak gerekiyor.

Altılı Masa, 6 Mart günü tekrar kuruldu.

Artık 3 Mart öncesi bir siyasi ittifak girişimi değil.

Nitekim her tekrar “kendi farkını” yaratır. Bu bakımdan tekrarda, tekrar eden olguya onu farklı kılacak bir fazla eklenir.

Gilles Deleuze’ün belirttiği gibi tekrarın işleyişi şudur: “Bir kaybolmadan diğeri ortaya çıkmaz”.

İşin Türkçesi, 6 Mart günü Kılıçdaroğlu’nun adaylığını ilan eden Altılı Masa ile 3 Mart öncesi Altılı Masa “aynı şey” değil.

6 Mart günü Kılıçdaroğlu’nun adaylığını Millet İttifakı’nı açıklamış Altılı Masa’nın var olabilmesi için 3 Mart öncesi masanın tarihe karışması gerekiyordu.

Bir Altılı Masa kayboldu, bir Altılı Masa “Millet İttifakı” olarak Kılıçdaroğlu’nun adaylığı arkasında birleşerek ortaya çıktı.

Altılı Masa artık “tam uzlaşı”nın arandığı, eşit üyelerin birlikteliği değil; bütünüyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde yeniden oluşmuş bir ittifak oldu.

Bu tabii ki her bir üyenin, özellikle de İYİ Parti ve CHP’nin masa içindeki konumunun değişmesiyle olanaklı oldu.

İYİ Parti artık ittifakın ikinci büyük ortağı olmanın gerisine düşmüş görünüyor. Nitekim kendisini masaya tekrar dâhil eden öneri bile büyük bir revizyona uğradığına, 3 Mart öncesi masada Akşener’in hayır dediği bazı öneriler de son protokolde yer aldığına tanık olduk.

İlk öneri Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın “yetkili ve icracı” Cumhurbaşkanı yardımcıları olarak seçim öncesinde ilan edilmesiydi.

Öneri protokolün 12. maddesinde şu şekilde revize ediliyor:

“İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Sayın Cumhurbaşkanının uygun gördüğü zamanda ve tanımlanmış görevlerle Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atanacaklardır”.

Burada “yetkili ve icracı” olarak seçim öncesinde ilan edilerek konumlandırılması önerilen iki isim, çok daha pasif bir konuma ve seçilmesi hâlinde Kılıçdaroğlu’nun uygun gördüğü zaman ve tanımlanmış görevler bağlamında ele alınıyor.

Bir nevi Cumhurbaşkanlığı makamında iktidar paylaşımını öne çıkaran bu öneri, Kılıçdaroğlu’nun kontrolüne bırakılıyor ve Cumhurbaşkanının icracı konumu “paylaşılmak” şöyle dursun pekiştiriliyor.

Bir kere İYİ Parti’nin masadan kalkmasına neden olan ve Akşener’in 3 Mart konuşmasında çağrıda bulunduğu iki ismin Cumhurbaşkanı yardımcılığı +2’ye çekilerek önemsizleştiriliyor. Muhalif kamuoyunun da uzun süre “Cumhurbaşkanı adayı” olarak görmek istediği bu iki ismin Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı konusu bütünüyle Kılıçdaroğlu’nun kararına terk ediliyor.

Bu terk edilişi beş genel başkanın Cumhurbaşkanı yardımcısı olacağını belirten 3. madde önceliyor:

“Geçiş sürecinde Millet İttifakı’na dahil partilerin genel başkanları Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktır”.

Daha önce, örneğin Ocak ayı sonundaki Altılı Masa gündeminde liderlere böyle bir sorumluluk ve çerçeve yüklenmiyor, “esnek” bir öneri gündeme getiriliyordu:

“Liderler için ‘esnek’ bir formül öngörüldü. Buna göre birden çok cumhurbaşkanı yardımcısı olacak. İsteyen lider cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görev alabilecek, parlamentoya girmek isteyen liderler ise parti içinden birisini görevlendirebilecek”.

Öte yandan CHP’nin önerisi istikrarlı bir şekilde liderlerin Cumhurbaşkanı yardımcısı olması yönündeydi. TBMM’de grubunun başında olmak isteyen Akşener bu öneriye sıcak bakmıyordu. CHP ise bir anayasa çalışması yaparak liderlerin meclis üyesi olmasa da meclis çalışmalarına katılabilmesine imkân verecek bir tüzük değişikliği üzerinde çalışmaktaydı.

Bu madde bağlamında esneklik ortadan kalkmış ve CHP’nin kendi koşulunu kabul ettirmiş olduğuna tanık oluyoruz.

Beş genel başkan “icracı ve yetkili” sıfatlarını içermeyen şekilde, mevcut konumu çerçevesinde Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak konumlandırılıyor.

Bütün bu hamleler Kılıçdaroğlu, tek icracı konumunu koruyan Cumhurbaşkanı olmak istediğini gösteriyor ki CHP lideri, partisiyle bağını koparma hususunda pek de hevesli görünmüyor.

Protokolün onuncu maddesi bu hususa değiniyor:

“Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, mevcut Cumhurbaşkanının -var ise- siyasi parti üyeliği sona erecektir”.

Kılıçdaroğlu’nun, adaylığının ilanı sonrası partisinin meclis grubuna “veda” ettiği konuşmasında parti logolarının üzeri Türk bayrakları örtülmüş, CHP lideri “tarafsız bir Cumhurbaşkanı gibi” bir performans sergiledi.

Daha önce Cumhurbaşkanı’nın “partisiz” olması yönünde eğilimlerin olduğu Altılı Masa, onuncu maddede bunu parlamenter sisteme geçiş süreci neticelenene kadar bir koşul olmaktan çıkarıyor.

Görüldüğü üzere İkinci Altılı Masa, tekrar bir araya gelen Altılı Masa kendi farkını getiriyor. İlki gözden kaybolurken ikincisi Kılıçdaroğlu’nun mutlak hükmünde şekilleniyor.

Yayımlanan protokolün içeriği, daha önceki 12 toplantının (biri deprem felâketi odaklıydı) çok ötesinde bir siyasal gramere sahip.

Bu yeni gramerin oluşabilmesi için ilk Altılı Masa’nın büyük bir krizle ortadan kaybolması gerekiyordu.

CHP’nin belirlediği bu gramerle 6 Mart günü ilan edilen adaylıkla ikinci Altılı Masa büyük bir krizin yok ettiği ilk masadan çok farklı.

Açıkçası bu farkın vücut bulabilmesi için Altılı Masa’nın kaybolup tekrar zuhur etmesi gerekiyordu. CHP ve Kılıçdaroğlu, 3 Mart’ta “gerekirse beş parti imzalarız” resti ile bunu yapmış oldu.

Bir Cevap Yazın