Devlete Konjonktürel Düşmanlık

Tarih 11 Şubat 2023 

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, Hatay’da Halk TV canlı yayınında şunları söyledi: “Devletin yapmadığını biz yine bir kez daha yapmayı kanıtlayabiliriz. Herkes bir işin ucundan tutabilir. Konteyner kentler ve çadır kentler inşa edilmesi için bir dayanışma ağı başlatmak yerinde olabilir. Bir yandan da bunu söylerken utanıyorum. Çünkü bunlar devletin yapması gereken şeyler. Devlet niye var? Ben devleti sadece hak ararken polis copu olarak, biber gazı olarak görmek istemiyorum. Devlet vatandaşını, yurttaşını koruyup kollamak ve gözetmek, yaşatmak için var olan bir mekanizma. Bu kadar kutsallaştırılan devlet mantığı yanlış. Herkes bunu bir sorgulasın. Son olarak şunu söyleyeceğim: Buradaki tablodan sonra herkes şunu kafasına kazıyabilir. Bu ülkede böyle bir devletin düşmanı olmak haktır ve meşrudur. Bu kadar net her şey!”

Tarih 1992 (Hac Mevsimi) 

Refah Partisi Milletvekili Şevki Yılmaz Arafat’ta şu unutulmaz yemini ediyor: “Ya rabbi!. ya rabbel alemin! Bu arafat meydanında; dünya elbisesini çıkararak, kabir elbisesine büründüğümüz bu mübarek mekânda, ‘sana söz veriyoruz, resulüne söz veriyoruz!.’ bundan böyle, sana savaş açan: sağcılık, solculuk, kemalizm, kapitalizm, laiklik ve bütün şeytani düzenleri boykot ederek, seninle bizim aramıza İslam’dan başka, Kur’an’dan başka hiçbir nizamı sokmamak için; canımızla, malımızla, tıpkı bilal gibi, sümeyye gibi, senin din’in uğrunda nöbete koşuyoruz!. nöbete geliyoruz!. refah için, milli görüş için bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz!.”

Tarih, Kasım 1992 

Refah Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Mezarcı: “Lâ Kemalizm, illallah. Tevhid ilkesi, hilafet ve eyalet sistemini ve İstanbul’un başkent olmasını istiyorum. İktidar değiştirmekle bir yere varmak mümkün değil. Düzeni düzeltmek, düzeni kabul etmek mümkün değil, düzeni değiştirmek gerek. Türbelerin yıkılmasına dair kanunu çıkaran Mustafa Kemal’dir. Çok acımasız bir şekilde din büyüklerimizin, ilim adamlarımızın türbelerini yıkıyorlar ve bunu yapanlar maalesef bir tek adamın türbesini yapıyorlar Anıtkabir’e. O kanuna göre Anıtkabir’in yıkılması gerekir. Anıtkabir bir mezarlık değildir, o türbelerden çok daha görkemli ve şaşaalı ve milletin 70 yıldır götürülüp zorla baş eğdirildiği yerlerdir.”

Ahmet Şık’ın son açıklamasının ardından gündeme oturan ‘devlet düşmanlığı’ kavramı daha doğrusu suçlaması sosyal medyada tüm deprem yıkımına rağmen büyük bir lince dönüştü. Şık’ın devlet ile ilgili buna benzer açıklamaları mevcut. 

Fakat bu açıklamalar sadece Şık’a özgü değil.

Nitekim Hasan Mezarcı ve Şevki Yılmaz’ın da buna benzer söylemlerini rahatlıkla bulabiliriz. Milli Görüş milletvekillerinin o dönem iktidarın bir parçası olduğunu da düşünürsek devletten hiçbir şekilde memnun olmadıkları ve her fırsatta hem ordu hem de Kemalizm ile karşı karşıya geldiklerini görüyoruz. İktidarı koalisyon ortaklığı düzleminde elinde tutan Refah Partisi vekillerinin hükümeti değil devleti hedef aldıkları teknik olarak daha net bir şekilde karşımızda duruyor. Ahmet Şık’ın farkı ise hiçbir zaman siyasi iktidar pozisyonunda olmaması, AK Parti ve MHP yönetiminde şahit oldukları üzerinden bir devlet karşıtlığı üretmesidir. Ayırt edici diğer bir nokta ise Milli Görüş’ten kopmuş AK Parti’nin Milli Görüş’ün en şahin isimlerinden sayılan Şevki Yılmaz tarafından destekleniyor olması. Devlet düşmanlığı bağlamında değerlendirebileceğimiz açıklamaların sahibi bir aktörün şimdi devletleşmiş ‘yoldaş’ını yine aynı tonda savunduğuna şahit oluyoruz. Ahmet Şık işte bu noktada devletleşmiş siyasi iktidarın karşısında durarak kendini hükümet muhalifi olarak değil devlet muhalifi olarak lanse ediyor. 

Son dönemde AK Parti’nin yönetim kadrolarına nüfuz ettikleri gözlenen eski Milli Görüşçü kadroların Şevki Yılmaz ve Hasan Mezarcı’nın fikriyatını reddettiğini söyleyebilir miyiz? 90’larda başörtüsü gündeminden de hareketle devlet düşmanı olmak elzem ve oldukça kıymetli görülürdü. Devletle sorunu olmamak Milli Görüşçü dünya tahayyülü içinde devrim ve değişimi istememek şeklinde yorumlanırdı. Nitekim yukarıda alıntıladığımız Mezarcı ve Yılmaz’ın sözleri de bunlara kanıt olabilir. Ahmet Şık’ın sosyalist düzlemde karşı çıktığı devlete, Milli Görüş çizgisi de İslâmcı düzlemde karşı çıkardı. 

Sosyal medya dâhil konvansiyonel basında da Ahmet Şık’a yönelik saldırıların tahmin edilebileceği üzere iktidar cenahından geldiğini gördük. AK Parti’nin, MHP’nin ve diğer milliyetçi, ulusalcı odakların da Şık’a net şekilde saldırdığına şahit olduk. Dikkati çeken ise Milli Görüşten kopmuş ve AK Parti’de kadrolaşmış isimlerin de saldırıda bulunması. Şevki Yılmaz ve Hasan Mezarcı’nın açıklamaları da devlete düşmanlık olarak kabul edilmişti, şimdi Ahmet Şık’ın sözleri de öyle. Asıl sorun devlet tarafından dışarıda bırakılmış, hakları yenmiş Milli Görüşçülerin, başörtülülerin şimdi devletleşerek yeni mağdurları devlet düşmanı ilan etmesinde. Hukukî olarak suç unsuru teşkil ettiğiyle ilgili bir şey söylememiz doğru olmaz. Ancak devlet düşmanlığını konjonktürel güç konumlanışına göre yorumlamak Hasan Mezarcı, Şevki Yılmaz ve Ahmet Şık için de haksızlık olur

Bir Cevap Yazın