Dikiş Tutmayan İttifak: Akşener’in Sorumlu Öfkesi ve Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti, kabaca en endişeli oldukları bir seçim sürecine ilerlerken Türkiye’de muhalefetin hem mekanizma hem de mantalite düzeyinde kendi iç problemlerine gömülmesi bugünlerin en belirgin ve en tutarlı olgusu.

Türkiye’nin yaşadığı iki deprem bile muhalefet bloğu Altılı Masa’nın tek vücut hâline gelmesini sağlayamadı.

Bunun en son örneğine dün itibariyle FOX TV ekranlarında tanık olduk. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener seçimler, adaylık ve Millet İttifakı’nın durumu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Akşener’in katıldığı yayında Cumhurbaşkanlığı adaylığından “feragat” etme sebeplerine değinirken öncelikli amacının aday ismini değil, sistemi tartışmaya açmak; tartışmayı isme odaklı olmaktan çıkarmak olduğunu belirtirken “bunu başaramadığı” yönünde bir özeleştiri getirdi.

İkinci feragat sebebini ise Akşener, muhalefetin tek adayla seçime girmesini sağlamak olduğunu belirtirken bu sebeplerden en tartışmalı olanını ve çok önemli bir husus barındıranını şöyle ifade etti:

“Bu seçim parlamenter sistemi tartıştığımız son seçim olacak”.

Erdoğan’ın son kez aday olacağı bu seçimde eğer Millet İttifakı adayı seçilmezse Akşener’e göre sistemi bir daha tartışabileceğimiz siyasal ortamı bulmamız söz konusu değil. Keza İYİ Parti liderine göre Erdoğan, kendi yerine bir isim çıkarmadığı için mevcut iktidara yönelik öfke bir dahaki seçimde “rövanşist bir seçim ortamını” kaçınılmaz kılacak.

Bunun olmaması ve rövanşist iklimin yerine AK Parti seçmeninin hukukunun da korunacağı bir siyasal sistem için Millet İttifakı adayının yaklaşan seçimlerde kazanmasını şart koyuyor Akşener ve bu tespiti, kendisinin Türk siyasetinin kültürel kodlarını iyi bilmesiyle de alakalı.

Öte yandan “rövanşizmin” baskın olduğu bir siyasal iklimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise CHP ve İYİ Parti arasındaki gerilim ve bir kopuş olduğu takdirde sayın Akşener’in izleyeceği tutumla büyük ölçüde bağlantılı olacak.

Bu hususa daha sonra değinmek üzere virgül koyup Akşener’in işaret ettiği rövanşizm tehlikesine bakalım.

Daha önce ifade ettiğimiz gibi salt duygusal paradigma içinden hareket etme Türk siyasetinin patinaj çekme, tekrar düşme nedeni.

Akşener’in, bu seçimde iktidar değişmediği takdirde bu patinajın gerçekleşeceğine şüphesi yok.

Fakat Millet İttifakı’nın adayı söz konusu olduğunda bu şüphe, öfkeli bir tona bürünerek karşılık buluyor sayın Akşener’de.

Kendisine yöneltilen ve her yerde dillere dolanan “Kılıçdaroğlu adaylığı” hakkında ne düşündüğü sorusuna Akşener öncelikle “benim bildiğim sayın Kılıçdaroğlu, adayın ortak belirleneceğini kendisi deklare etti” şeklinde yanıt verdi ve CHP’li Bülent Kuşoğlu’nun “bu masa Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için kuruldu” şeklindeki açıklamasına işaret etti.

İYİ Parti’nin adaylık hususunda “sıkıntı çıkaran” olarak görülmesini eleştiren Akşener, Kuşoğlu’nun “Kılıçdaroğlu’nun adaylığı olmadığı takdirde dağılacağını” görüşünü de içeren açıklamalarının “tekzip de edilmediğini” vurguladı.

Kuşoğlu’nun bu açıklamasının üzerinden beş aya yakın bir süre geçmesini de ayrıca not edelim.

Kuşoğlu’nun CHP Genel Başkanı’na en yakın isimlerden biri olduğuna dikkat çeken Akşener, CHP içinden “genel kabulün” bu olduğu takdirde Altılı Masa’nın “rol icabı kurulmuş bir masa” olmaktan fazlası olamayacağını vurguladı.

Kılıçdaroğlu adaylığının CHP için “genel kabul” olduğu yeni bir şey değil. CHP’li tecrübeli bir siyasetçinin, konuk olduğu MASA Ankara’da aktardığı gibi “hem yurtiçi hem de yurtiçi teamüller en çok sandalye sayısına sahip partinin genel başkanı aday olur” görüşü partide güçlü. Bu teamül, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için referans oluşturuyor.

Akşener, bu genel kabulün Altılı Masa’nın kurulma gerekçeleriyle bağdaşmadığı iddiasında: “Benim bildiğim bu masa bir noter görevi görmeyecek”.

Bu noter vurgusu önemli. Çünkü Akşener’e göre Altılı Masa, içindeki partilerin enerjilerini birleştirdiği bir üst iradeyi temsil ediyor.

Bu üst irade konumunu sarsan bir “noter” görünümünü kabul etmiyor Akşener.

Bunun yanı sıra dünkü yayında, İmamoğlu kararı sonrası kendisine yöneltilen eleştiri oklarını CHP’nin “kurmay zekasını” yönlendirilmesine tanık olduk.

Akşener, kendisinin “fırsatçı” olarak itham edildiğini belirterek Kılıçdaroğlu’nun, tıpkı Erdoğan’ın Hande Fırat’la görüşmesinde olduğu gibi, online canlı bağlantı yapabileceğini ama yapmadığını belirterek bu duruma yol açan “kurmay zekayı” tartışmaya açtı.

Açıkçası bu noktaya kadar ortaya koyduğumuz anlatı İYİ Parti liderinin sabrının tükendiğini gösteriyor.

Altılı Masa’nın bir noter makamına indirgenmesi, sistemin ve “rövanşist tehlikenin” karşısında aday ismine odaklanılması Akşener’in belirlediği siyaset çevresine uymayan olgular.

Akşener, sorumlu bir pozisyon alarak rövanşizmin Türk siyasetini esaret altına alma tehlikesine işaret ederken CHP’nin özellikle deprem sonrası izlediği “öfkeli” stratejinin bu yönde bir kaygıyı ön planda tuttuğunu söylemek kolay değil.

Soru şu: CHP, bunca söylemin akabinde hâlâ Kılıçdaroğlu adaylığında ısrar ederse ne olacak?

Akşener’in ortaya koyduğu projeksiyon, bu mantalite hâkim kılınmaya çalışırsa Altılı Masa’nın, özünü yitireceği için kendiliğinden dağılacağı. Akşener’e göre salt onay makamına dönüşmüş, iradesiz bir ittifakın var olma sebebi ortadan kalkıyor.

Keza Kılıçdaroğlu’nun bu masayı dağıtmasını öneren yorumlara da tanık oluyoruz: “Kılıçdaroğlu artık masadan kalkmalı!” başlıklı yazı bunlardan biri. Yazıya göre masayı oluşturan partilerden “hiçbiri CHP’nin dengi değil. Tamamen AKP’den oy çalabilecekleri varsayımını satarak denk statü kazanıyorlar. Bunlardan İYİP, bunu yaparken bir yandan CHP’den de oy tırtıklıyor, üstelik ittifak değiştirme şantajını da sürekli masanın altında yapmaya devam ederek”.

Yazı bir açıdan da Kılıçdaroğlu’nu kabaca “temiz siyasetle” özdeşleştiren bir söyleme sahip. Altılı Masa’nın diğer üyelerini “şantaj yapmakla” da itham ediyor. Bununla birlikte CHP liderinin “partisiz” adaylığı için öneride bulunuyor.

Bu çok radikal bir söylem ve öneri gibi görülse de CHP içindeki havanın öfkeli bir dışavurumu aslında.

İYİ Parti liderinin Kuşoğlu açıklamasını beş ay sonra yeniden gündeme getirmesi bu açıdan dikkat çekici. Nitekim bu açıklama kendisinin de belirtildiği gibi tekzip edilmedi.

Neler Olabilir?

Akşener’in son açıklamalarıyla beraber CHP’nin depremin akabinde izlediği “öfkeli stratejinin” bir “masadan kalkmanın” ön adımı olması kuvvetle muhtemel.

CHP, deprem felâketinin yarattığı yılgınlığı “politize edebildiği” kanaatine varırsa Altılı Masa dağılır ve Kılıçdaroğlu, “kazanamayacak aday” olmaktan çıkarılıp “halkın umudu” olarak seçim arenasına adım atar.

İYİ Parti, “rövanşist iklimi” engellemek adına “merkeze açılma” ve Erdoğan sonrası oluşacak siyasi boşluğu “doldurma” misyonunu üstlenir. Hatta olası bir Erdoğan zaferi ile bu misyonu AK Parti’yle birlikte üstlenebilir.

Bununla birlikte bir durum tahlili yapmak gerekiyor. Akşener, Altılı Masa’ya biçtiği misyonun ana muhalefet parti liderinin Cumhurbaşkanı adaylığını onaylamaya indirgenmesinden fazlasıyla rahatsız. Bu açıdan Kuşoğlu’nun tekzip edilmeyen açıklamasını gündeme getiriyor. 

Burada aynı zamanda Akşener’in izlediği siyasetin sosyolojik kaygıları, CHP ile İYİ Parti arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Bir başka deyişle bu iki parti salt ideolojik pozisyonları gereği ayrı saflara düşmüyor, aynı zamanda siyaset yapma biçimleri arasında “dikiş tutmayan” bir tezatlık var. 

CHP “hesap sorma”, “iktidarla yan yana gelmeme” gibi rövanşist duyguları tetikleme potansiyeli olan ve bu duyguların politizasyonunu öncelik gören bir yaklaşım sergilerken İYİ Parti, rövanşizmin ülkeye verilebilecek en büyük zararlardan biri olduğunu ortaya koyan bir politika çerçevesi çiziyor

Bu noktada İYİ Parti’yi “zihnen zaten Cumhur İttifakı’nda” diyerek suçlamak işin en kolayı. 

İYİ Parti, duygularla siyaset yapmak yerine rasyonel bir konumu muhafaza etme çabasında. Akşener’in açıklamalarında da gördüğümüz üzere, İYİ Parti’nin “maraz çıkaran” ya da “rol çalan” şekilde sunulmasından dolayı ciddi bir rahatsızlık da söz konusu. 

Bu rahatsızlığın kaynağında da CHP’li kamuoyu tarafından Kılıçdaroğlu’nun “doğal aday” olarak sunulması ve CHP’nin “iktidar olmadan iktidar olmuş gibi” bir tutuma kapılmış olması yatıyor. Akşener’in itidalli tutumu ve “kazanacak aday” vurgusu bu bağlamda daha da önem taşıyor

İYİ Parti, siyasal kültürün güncel siyasi olaylara baskın gelebileceğinin farkında. CHP ise “şimdi iktidar olamazsak ne zaman!” halet-i ruhiyesi içinde. İttifakın tutmayan dikişinin altında, seçim süreci ve sonrasına dair bu yaklaşım farkı yatıyor.

Bir Cevap Yazın