POLİTİKANIN İLGASI: KILIÇDAROĞLU’NUN SOY SİYASETİ

“Der-aşk bedel şeved heme çîz Türkî sâzend Ermenî-râ”

Kureyşan Aşireti/Ocağı ve Tarihsel İddialarDr. Adem Yılmaz

Bu çalışma CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyunun dayandığı iddia edilen Kureyşanları tanımaya yönelik bir çabadır. Nitekim Kılıçdaroğlu’nun olası Cumhurbaşkanı adaylığı süresince hem karşıtlar hem de destekleyenler tarafından öne çıkarılan Kureyşan Aşireti/Ocağı’na dair bilgi kirliliği söz konusudur. Amacımız ne yargılamak ne de bir değer atfetmektir. Sadece seçim sürecine girmiş Türkiye’de siyaset sahnesini işgal eden ve edecek olan bir olguyu anlamaya çalışmaktır.

Seyyidlik Meselesi

Kureyşanlar 2010 tarihli bir tez çalışmasında “seyitlik ve dedelikte mensubiyetlerinin ve köklerinin maddi ve manevi olarak İmam Cafer Sadık’a, dolayısıyla Hz. Hüseyin‟e kadar götürürler. Bölgede en yaygın ocak olma özelliğine bu aile sahiptir” şeklinde tanımlanır.

2018 tarihli bir akademik makale ise Kureyş aşiretinin, sözlü kaynaklara dayandırarak “Kirmanşah ya da Horasan’da yerleşik iken, Moğol Devleti’nin kurulması sonrası başlayan tehlikeli süreçte, yurtlarından kalkıp 13. asrın başlarında Dersim/Tunceli yöresine” yerleştiğini belirtmekte.

Çalışma, aşireti “7 Ak-sakal’ın (yaşça büyük derviş) yönettiğini” belirtiyor ve ekliyor:

“Ak-sakallar içinde önde gelen ise bugün Seyyid Mahmud-ı Kebir olarak da bilinen Kureyş’in babası Seyyid Mahmud adlı bir dervişti. Sayıca fazla ve farklı meslek sahibi olan bu insanlar, yörenin küçük ve dağlık olması hasebiyle, aşiret yöneticisi olan Seyyid Mahmud tarafından Anadolu’nun içlerine gönderilmişlerdir”.

Anadolu içleri ile kastedilen ise Konya ve Karaman civarıdır.

Bunun yanında çalışma, Kureyşan Aşireti/Ocağı mensuplarının bugün, kendilerinin “peygamber soyundan” geldiğine inandıklarına dikkat çekmektedir. Bunun kanıtı olarak da “ataları olan Seyyid Mahmud-ı Kebir’in (Kureyş), 7. İmam Musa-i Kazım aracılığı ile Ehl-i Beyt soyuna dayanmasını” öne sürmektedirler. Keza “Alaeddin Keykubad’ın, Kureyş’i yanan fırında ateşle sınaması ve sonrasında elinde bulunan ve peygamber döneminde yazılan şecereye mühür basarak, Kureyş’in seyyidliğini onaylaması” da bu kanıtlardan biri olarak sunulur.

Nitekim 28 Ocak 2023 tarihli köşe yazısında Rıza Zelyut da bu noktaya dikkat çekmekte. Seyyid Mahmud-ı Kebir’in bizatihi Seyyid Mahmud-ı Hayrani’nin kendisi olduğunu söyleyen Zelyut’a göre, Hayrani’nin soyunun Hz. Ali üzerinden Hz. Muhammed’e dayanmaktadır:

“Peygamber’in soyu kızı Fatıma ve damadı Ali üzerinden yürümüştür. Bunlar Emevi (661-750) ve Abbasi (750-1258) yönetimlerinin zulmünden kurtulmak için Doğu’daki İranlıların ve Türklerin arasına gittiler. Bunların en ünlüleri, Horsan bölgesinin Tus Kenti’ne göçüp 818 yılında burada vefat eden İmam Rıza’dır. Buralardaki Ali avladı Türklerden kız alıp onlara kız vermişlerdir. Bu evliliklerden doğanlar da seyyid sayılmışlardır. Hacı Bektaş-ı Veli böyledir. Yine onun çağdaşı ve arkadaşı olan Mahmud-ı Hayrani bütün kaynaklarda bu yüzden ‘seyyid’ diye anılmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli Velayetnamesi’ne göre; ulu erenlerdendir. Anlatıya göre; bir arslana binip eline de kamçı olarak yılan alıp Hacı Bektaş-ı Veli’yi böyle ziyaret etmiştir”.

Referans verdiğimiz çalışma bu iddiaya bir şerh düşmektedir:

“Ancak bugünkü Tunceli/Nazımiye ve Gaziantep/Yukarı Kayabaşı köyü kökenli Kureyşan aşireti bu ismi, Hz. Muhammed’in mensup olduğu Kureyş kabilesinden değil de, ataları olan ve 13. asrın başında Kureyş aşiretiyle birlikte genç yaşta Anadolu’ya göç eden ve bu aşiretin bir mensubu olan Kureyş’in isminden dolayı almıştır”.

Dolayısıyla 13. yüzyılda Horasan’dan Dersim/Tunceli yöresine gelen aşiret ile İslâm peygamberinin mensup olduğu kabile arasında “kanıtlanabilir bir bağ” olduğuna dair tartışmalar olduğunu belirtebiliriz. Nitekim Zelyut’un yazısında Kureyş’in babası Seyyid Mahmud-ı Kebir ile Seyyid Mahmud-ı Hayrani aynı kişi olarak işaretlenmekte.

Referans aldığımız akademik çalışma ise Kureyş’in babası Seyyid Mahmud-ı Kebir ile Seyyid Mahmud-ı Hayrani arasında bir ayrım yapıyor: Hayrani, “sözlü kaynaklara” dayandırılan bir iddia olarak “Kureyş aşireti mensubu” olarak adlandırılıyor. Kureyş, nam-ı diğer Kureyş aşiretinin babası Seyyid Mahmud- Kebir ile Hayrani’nin aynı kişi olduğuna dair bir uzlaşıdan söz edemeyiz. 

Bunun yanında 2009 yılında Sinan Boztepe tarafından hazırlanan “Kureyşan Ocağı” adlı çalışma da Seyyid Mahmud El- Kebir ile Seyyid Mahmud Hayrani’yi iki ayrı figür olarak ele alır.

Ayrıca çalışma ile Zelyut’un makalesi arasındaki bir diğer fark da “Seyyidliğin” kaynağı ile alakalı. Çalışma, Alaeddin Keykubad’ın Kureyş’in Seyyidliğini onaylamasını öne sürerken Zelyut Horasan üzerinden Hz. Ali akrabalığı ile bu bağı kuruyor.

Dersim, Der Simon ve Kureyşanlar

Agos Gazetesi’nde yer alan bir köşe yazısı ilgi çekici bir efsaneye gönderme yapıyor. 17. yüzyılın başlarında Celalî İsyanları dönemine gönderme yapan efsane, Der Simon adlı bir Ermeni papazın yaşanan şiddet ve kaos ortamında “can güvenliği” nedeniyle Aleviliği benimsemesine işaret eder. 

Hatta kaos ortamından uzak kalmak için coğrafi olarak güvenli bir bölge olan Dersim adının da Der Simon’dan gelebileceğini belirten yazıya göre Ermeni papaz, Seyit Ali adıyla Kureyşanların/Kureşanların piri olmuştur. “Dağlar ülkesi Ermenilerinin Aleviliği kabul ederek tehlikeden korunduğunu” belirten yazı, Der Simon’un adının kısaltılarak “yüksek dağlara” Dersim olarak verildiğini iddia ediyor. 

Birinci Dünya Savaşı’nda ve Dersim Olaylarında Kureyşan Aşiretine Dair İddialar

1916’da Rusların Erzincan’ı işgali sonrası Kureyşan aşiretinin o dönemki lideri Ali Gaxi ve bölgedeki aşiretlerin bir kısmının Dersim yöresinde bir devlet kurma düşüncesi olduğuna dair iddialar mevcut. Hatta Ovacık gibi kimi bölgelerde Osmanlı’nın yönetimine fiilî olarak son verildiği süreçler söz konusudur.

2010 yılında hazırlanan bir tez çalışmasında Kureyşanların Dersim olaylarındaki iştirakine değinilir. Kureyşanların “seyitlik ve dedelikte mensubiyetlerinin ve köklerinin maddi ve manevi olarak İmam Cafer Sadık’a, dolayısı ile Hz. Hüseyin’e kadar uzandığına” dikkat çeken çalışma, 1937 olaylarının nedeni olarak gösterilen Seyit Rıza’nın ardındaki ittifakın içinde Kureyşan aşiretinin de bulunduğuna işaret etmekte. 

Kısa Bir Sonuç

Siyaset arenasında soy kütüğü araştırmalarının ya da soya dayalı bir “meşruiyet” aramanın kendisini sorunlu buluyoruz. Böyle bir çabanın hem söz konusu siyasi figüre hem de referans alınan soya haksızlık olabileceğini de belirtmemiz gerekiyoruz. Fakat Kılıçdaroğlu’nun son Akşehir ziyaretinde bütünüyle “soy” zemininde bir söylem geliştirmesi hem kendisini hem de Kureyşanları tartışma konusu hâline getirmeyi sürdürecektir. 

İşin diğer tarafı “en gerçek Türk, en gerçek Müslüman benim” tartışmasının toplumda ne denli karşılığı olduğunu dürüst bir şekilde araştırılması gerektiği. “En gerçek” tartışmaları, olası bir karşıt kampla mücadeleden çok daha sert ve acımasızdır. Kazanana da kazandığını hissetirmeyecek bir beyhudeliği içerir.

Sözün kısası, sözel kültüre dayanan kaynakların deforme edilebilir yapısı, inançların “politize” olmak yerine politik alana kendi mantığını dayatması bu tartışmaları sonuçsuzluğa mahkûm edecektir. 

Kılıçdaroğlu’nun siyasi yolu: Düzgün Baba, Hz. Muhammed ve Nasreddin HocaMustafa Aksoy

Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçmişten gelen ‘seyyidlik’ övgüsü ve bunun üzerinden siyasi rağbet görme planı ilginç noktalara da değiyor. Kılıçdaroğlu’nun aynı anda Hz. Muhammed, Düzgün Baba (Duzgın Bava) ve son olarak da Nasreddin Hoca ile akrabalığının olduğu iddia edilmesi oldukça dikkat çekici. Soyağacının birbiriyle ilgisiz bu 3 isimle kökleştirilmiş olması şaşırtıcı. Kılıçdaroğlu’nun Dersim (Tunceli) doğumlu olması münasebetiyle Düzgün Baba ile bir bağlantı kurulması mantıklı görülebilir. Yukarıda Kureyşan aşireti ve buna bağlı soyağacı üzerine bazı detayları vermeye çalıştık. Ancak Dersim’de Düzgün Baba ile Kılıçdaroğlu’nun aynı köklere sahip olması da tuhaf. Düzgün Baba’nın kim olduğu ile ilgili araştırma yaptığımızda karşımıza çıkan bilgiler CHP Genel Başkanı’nın akrabalığını bir daha düşünmemize neden oldu. 

Düzgün Baba (Dızgun Bava)

Dersim Alevileri için mitolojik bir karakter olan Düzgün Baba, ismiyle müsemma biri olarak anlatılıyor. Çobanlık yaptığı süre zarfında Dersim dağlarında en sert kış şartlarında dahi kendisine ait sürünün diğer çobanların sürülerinden daha sağlıklı ve daha besili olmaları Düzgün Baba’nın kerametlerinden biri olarak gösteriliyor. Seyyid Kureş’in soyundan geldiği ile ilgili cılız bilgiler mevcut olsa da Düzgün Baba’nın seyyidlik kanıtına erişmek teknik olarak da mümkün değil. Hakkında çok fazla hikâye olmadığı için ‘hayali karakter’ şeklinde de sınıflandırılmıştır. Bu da mitolojik karakterlerin kaçınılmaz kaderi olarak bir kenarda tutulmalı. Düzgün Baba’nın çobanlık yaparken bir dağın tepesinde (Mübarek Dağı) kaybolması da Dersim’de efsaneleştirilerek anlatılır. Düzgün Baba’nın Kureyşan kabilesi ile birlikte anıldığı öyküler de anlatılıyor. Bu sebeple seyyid olduğu yönünde yorumlar yapılmıştır. Ancak Kureyşan aşiretinin Hz. Muhammed’in bağlı olduğu Kureyş kabilesi ile hiçbir ilgisi olmadığını da tekrar hatırlatmakta fayda var. 

Kılıçdaroğlu’nun ‘seyyid’ olması ne anlama gelir?

Dini bir referansa dayanan soy bağlantısı Türkiye’nin siyasi tarihinde daha önce de karşılaştığımız bir olgu. Bunun, ekseriyeti muhafazakâr olan Anadolu’da bir karşılığı olacağını da tahmin etmek zor değil. Dini temeli sağlam olan Türkiye’nin Peygamber soyundan gelenlere olan saygı ve bağlantıları son derece güçlü. Adıyaman Menzil cemaati lideri Abdülbaki Elhüseyni’nin de Hz. Muhammed’in soyundan geldiğine inanan milyonlarca insanın bunun arkasını araştırmadan on yıllardır kendisine bağlılıklarını bildirmeleri de en göze çarpan örneklerden biri. Seçime 4 aydan kısa bir süre kalmışken CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden ısıtılan ‘seyyidlik’ soy bağlantısı ve altı ok etrafında montajlanmış, ney fonlu türbe videosu izleyenleri ne kadar etkiledi bilemeyiz ancak irrite edebilme ihtimalinin de bulunduğunu söyleyelim. 

Türkiye’nin içinden geçtiği en ağır ekonomik şartlar, Erdoğan’ın en zayıf olduğu dönemde bile Kılıçdaroğlu’nun yine ve yeniden muhafazakâr tabanı ‘seyyidlik’ anlatısıyla ele geçirme yöntemi siyasi hikâye yazma kısırlığının tezahürüdür. Buna başvurmadan siyaset üretme becerisini geliştiremediğini de ortaya koyacak şekilde kendini öne çıkarması, bir de seçimi kaybederse, tarihe geçecek bir başarısızlık öyküsü olacaktır. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslamcı bir siyasi teşkilatlanmanın içinde yetişmiş olması, muhafazakâr ve dindar kimliğini hiçbir zaman saklamadan politik yol izlemesi ve elde ettiği siyasi başarılar içinde hiçbir zaman ‘seyyidlik’ referansına başvurduğuna şahit olmadık. Erdoğan dindar kitlenin Peygamber soyundan gelme gücünü satın alacağını herkesten iyi bilen biri olarak seküler tabanı bu mıknatısın radarına hiçbir zaman sokmadı. Kılıçdaroğlu’nun Dersim Alevisi olarak Hz. Muhammed’in soyundan geldiğini üstüne basa basa söylemesi Alevilik inancına sahip olanlarda nasıl bir karşılık bulacak merak ediyoruz. 

Bir Cevap Yazın