Türkiye Yüzyılı’nda Kuzey Kutbu’nun Önemi

Türkiye’de genel seçimlerin sonuçlanmasıyla birlikte dış politikada önemli konular tekrar gündeme gelmeye başladı. Dışişleri Bakanı olarak eski MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın atanması yeni dönemde dış politikaya verilen önemi gösterdi. Özellikle Erdoğan’ı telefonla tebrik eden liderlerin sayısı ve başkanlık yemin törenine katılan ülke liderlerinin çeşitliliği ise dikkat çekti. Aliyev ve Paşinyan’ın aynı masada oturması, NATO Genel Sekreteri Stolenberg’in Erdoğan ile sıcak konuşması, Venezuela Cumhurbaşkanı Maduro’nun katılımı gibi çok farklı liderlerin bir araya gelişiTürkiye’nin yeni kurulmakta olan düzende önemini tekrar dünya gündemine taşıdı.

Dünyada dış politika gündemi ise uzun süredir çok kutupluluk – iki kutupluluk tartışmaları arasında devam etmekte. Yeni dönemde Türkiye dış politikada aldığı kararlar, uygulamaları ve kendine verdiği rol ile bölgesel güç olmaktan çıkıp uluslararası oyun kurucu olması için sadece kendi bölgesindeki gelişmelerde etkili olması yeterli olmayacaktır. Aynı zamanda uluslararası politikada giderek önemi artan bölgelerde de varlığını göstermesi gerekmektedir. Bunlardan birisi de Kuzey Kutbu (Arktika) Bölgesi’dir. Bu analizde Türkiye’nin yaklaşık beş bin km uzağındaki bölgede neden olması gerektiğinin yeni dönem dış politikasında önemli olduğu açıklanacaktır.

Kuzey Kutbu’nun Artan Önemi

İklim değişikliğinden dünyada en fazla etkilenen bölgelerin başında – dünyanın geri kalan kısmından 4 kat daha hızlı – Arktik Okyanusu gelmektedir. Şüphesiz bu durum gezegen için geri dönüşü imkânsız sonuçlara neden olmaktadır. Fakat okyanusa kıyısı olan ülkeler için tam tersi bir durum söz konusudur. ABD, Rusya, Kanada, Norveç ve Grönland buzulların erimesiyle birlikte çok önemli fırsatlar yakalayacaktır.

Buzulların eriyip bölgenin ulaşılabilir hale gelmesiyle beraber temelde iki önemli konu ön plana çıkmaktadır. Birincisi bölgenin sahip olduğu yeraltı kaynakları ve ikincisi yeni açılacak deniz yolları. Dünyanın çıkarılmamış petrol kaynaklarının en az %13’ü, doğalgazın %30’u ve özellikle nadir elementlerin büyük bir kısmı bu dar alanda yoğunlaşmaktadır. Aynı zamanda geleneksel deniz yollarına – en az 15 gün daha kısa güzergâh sunmalarıyla- en önemli alternatif olarak ön plana çıkan Kuzey Deniz Yolu (KDY) ve Arktik Köprüsü de aynı alanda yer almaktadır.

Bölgenin %52’sine sahip olan Rusya bu durumdan en fazla fayda sağlamayı amaçlayan devlet konumundadır. Yeni enerji kaynakları elbette önemli olmakla beraber kendi karasularından geçen Kuzey Deniz Yolu (KDY) daha fazla önem arz etmektedir. Son yayımlanan Deniz Doktrini belgesi de bunun kanıtı niteliğindedir. Rusya tarihinde ilk kez deniz gücü olarak dünya ticaretini yönlendirmeye bu kadar yaklaşmıştır. Bu sebeple buzulların erimesinden en fazla faydayı sağlayacak şekilde bölgeye yatırımını arttıran ülkelerin başında gelmektedir.

Bölgenin diğer önemli gücü ABD ise 1867’de Rus İmparatorluğu’ndan satın aldığı Alaska üzerinden bölgeye dahil olmaktadır. Rusya’nın ekonomik beklentilerine karşı daha güvenlikçi bakış açısıyla politika geliştirmekte ve Rusya’nın bölge üzerindeki etkisini azaltmaya çalışmaktadır. ABD’ye bu politikasında en büyük desteği bölge ülkelerinden Norveç vermektedir. Rusya ile komşu olması nedeniyle onu en büyük tehdit olarak konumlayan Norveç, ABD’nin bölgeye daha fazla dahil olması yönünde ısrarcıdır.

Özetle Kuzey Kutbu jeopolitik ve ekonomik olarak önemi en fazla artan bölge olarak dikkat çekmektedir. Yaşanan son gelişmelerden Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusu, Çin’in kendini Kuzey Kutbu’na yakın ülke olarak ilan etmesi, ABD ulusal güvenlik belgelerinde bölgenin adının daha sık geçmeye başlaması, Norveç merkezli NATO tatbikatlarının bölgede etkisinin artması ve buna karşılık olarak Rusya’nın Çin ile birlikte bölgede tatbikatlar düzenlenmesi gibi olgular bölgenin askerileştiğini göstermektedir. Özellikle Yeni Soğuk Savaş dönemine girildiği tezini savunanlar demir perde yerine “buz perdesi (ice curtain)” kavramını kullanarak NATO genişlemesini Finlandiya- Rusya sınırında bittiğini ve Çin’in Güneydoğu Asya’da Rusya’nın ise Kuzey Kutbu’ndan çevreleneceğini iddia etmektedirler.

Arktik Konseyi Üyeliği Ne Anlama Geliyor?

Kuzey Kutbu bölgesinin en önemli forumu Arktik Konseyi’dir. Konseyin daimi üyeleri bölge ülkeleri olan ABD, Rusya, Kanada, Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda ve Finlandiya tarafından oluşturulmaktadır. Çin, Japonya, Almanya, Fransa, Hindistan, İtalya, Singapur gibi uluslararası sistem için önemli 13 ülke ise gözlemci üye statüsünde Konsey’e katılım sağlamaktadır. Ayrıca 13 hükümetler arası ve 12 hükümet dışı örgüt de Konsey içinde yer almaktadır.  Arktik Konseyi’nin uluslararası yapısı görüldüğü üzere sadece bölge ülkeleri tarafından değil farklı yollardan bölge üzerinde etkili olmaya çalışan ülkelerce de takip edilmektedir.

Bölge üzerinde en etkili yapı olan Konsey’e gözlemci üye olabilmek için Ottowa Deklarasyonu’nda tanımlanan amaçları kabul etmek, üye ve daimi ülkelerle işbirliğini geliştirmek, bölge devletlerinin egemenlik yetki alanlarını tanımak, bölgenin özellikle iklim temelli sorunlarıyla ilgili uluslararası bilimsel projelere katılım sağlamak ve bu konuda gerekli ilgiyi göstermek gibi koşulları bulunmaktadır.

Arktika Konseyi uluslararası kamuoyunun geniş ilgisini ilk kez çekişi Çin’in üye olması (2013) ve bunun ardından Kuzey Kutbu bölgesi politikalarıyla ilgili 2018’de Beyaz Kitap belgesini yayımlamasıyla olmuştur. Kara veya deniz yoluyla herhangi bir bağlantısı olmamasına rağmen Çin kendisini “Arktik’e Yakın/Komşu Ülke” olarak tanımlayarak Arktik Okyanusu’nu merkeze alan dünya haritaları kullanmaya başlamıştır. Ayrıca yine kıyısı olmamasına rağmen Süveyş Kanalı için en önemli alternatif olan KDY’yi etkin kullanmak ve bilimsel çalışmalarını arttırmak için iki buzkıran gemisine sahip olmuş ve buzkıran gemisi filosu kuracağını açıklamıştır. Rusya ile bölgede enerji alanında işbirliğini arttıran Hindistan’ın da Çin’in yolunu takip ettiği görülmektedir.  

Kuzey Kutbu Açılımı

Türkiye 2015 yılında AB, Yunanistan ve İsviçre ile eş zamanlı olarak Konsey’e başvuruda bulunmuş fakat koşulları karşılamada yetersiz kaldığı için bekleme sürecine alınmıştır. Yetersizliğin temel sebebi hem bakanlık hem de akademik olarak bölgeye olan ilginin hâlâ istenilen düzeye yükselmemesidir. AB de aynı şekilde bekleme sürecine alınmıştır. Türkiye’nin durumundan farklı olarak AB’nin üye olmamasının önündeki temel engel Rusya’nın bölgede AB gibi güçlü uluslararası bir yapıyı istememesidir. Diğer taraftan İsviçre 2017 ‘de gözlemci üye statüsünü kazanarak Konsey’de yerini almıştır.  

Türkiye Yüzyılı vizyonu ile girilen yeni dönemde Afrika, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya gibi Dışişleri Bakanlığı’nda önemleri artan bölgeler arasına Kuzey Kutbu da daha etkin şekilde dahil edilmelidir. Her ne kadar 2015 yılında başvuru yapılmış olsa da bakanlık düzeyinde kutuplar hakkında masa, birim veya uzmanlık dairesi kurulmamıştır. Üyelik için kabul alan İsviçre’de ise Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bölgeye yönelik birim bulunmaktadır.

Türkiye’de 2014’te ilk defa İstanbul Teknik Üniversitesi öncülüğünde Kutup Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi Antarktika odaklı açılmıştır.  2017 yılında ise Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde TÜBİTAK işbirliğiyle Kutup Bilim Programı Çalıştayları düzenlenmektedir. Fakat bu iki gelişmede oldukça yetersizdir.

Çok kutuplu uluslararası sistemin önemli aktörlerinin Kuzey Kutbu’na verdiği önem her yıl daha fazla artmaktadır. Belirtildiği gibi deniz yolları ve yeraltı kaynakları gibi ekonomik sebeplerin yanında güvenlik konusunda da bölge dikkat çekmektedir. Yeni uluslararası sistemde önemli bir role sahip olmayı amaçlayan Türkiye hem NATO üyesi olmanın hem de Rusya ile ilişkilerinin de avantajını da kullanarak Kuzey Kutbu’nda da olduğunu Konsey’e üyeliği ile ispat etmelidir. Böylece bölgede ortaya çıkacak fırsatlardan yararlanma olanağına da sahip olacaktır.

Bir Cevap Yazın