Zarurî Siyasallaşma: Türkiye’de LGBTİ+ Meselesi

Bu hafta MASA’da Türkiye’deki LGBTİ+ bireylerin durumuyla ilgili KAOS GL’den Yıldız Tar’ı misafir ettik. Esasında konuğumuzun da altını çizdiği gibi Türkiye bağlamındaki LGBTİ+ bireylerin “siyasallaşması” oldukça yeni ve halen eksiklerle devam eden bir durum. Sayın Tar’ın da altını çizdiği gibi hareketin böyle bir talebi olmamakla beraber, Türkiye’de LGBTİ+ bireylere yöneltilen mevcut devlet diskuru dahilinde bu siyasallaşma bir mecburiyet ögesi barındırıyor. Bazı devlet aktörlerinin, İletişim Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi, LGBTİ+ bireyleri hedef gösteren açıklamaları, konuğumuzun da altını çizdiği gibi, hareketi mevcut konjonktürde başka bir duruma taşımış durumda. LGBTİ+ Türk vatandaşlarının, ve en önemlisi de LGBTİ+ seçmenin, siyasallaşması ve bazı senaryolar dahilinde blok oy kullanması oldukça önemli bir durum olarak karşımıza çıkıyor. 

LGBTİ+ bireyler demografik hesaplamalara göre toplumların aşağı yukarı %10’unu oluşturmakta. Her ne kadar Türkiye’de bu bireyler çoğu zaman kimliklerini gizlemek durumunda yaşasa da bu önemli demografi derin siyasi sonuçlar doğurma olasılığı ile toplumun önemli bir kesimini oluşturuyor. LGBTİ+ bireylerin ciddi seçmen potansiyeli anlaşıldığında – ve daha önce de blok olarak oy kullanmadıkları hesaba katıldığında – onların karşısında konumlanan AK Parti açısından henüz tespit edilmemiş bir siyasi risk olduğunu söylememiz mümkün. LGBTİ+ bireyler, sayın Tar’ın da yaptığı projeksiyonlara göre, AK Parti ve Erdoğan’ı desteklemekten neredeyse tamamen vazgeçmiş durumda. 

LGBTİ+ bireylerin siyasallaşması noktasında “siyasi partiler” konuğumuzun da altını çizdiği gibi yegâne araç olmaktan çıkıyor. LGBTİ+ hareketiyle girift olduğu iddia edilen HDP’nin bile bilhassa Güneydoğu bölgesinde izlediği LGBTİ+ karşı siyasi söylemi bu uçurumu derinleştirmekte. Mevcut Türkiye koşullarında LGBTİ+ temsilinin kuvvetli olduğu bir parti olduğunu söylemek oldukça güç, zira grupla özdeşleşmenin getirdiği algılanan siyasi risk siyasi partileri bu angajmandan uzak tutuyor.

Tar’ın da altını çizdiği gibi mevcut siyasi kavramlaşma içerisinde LGBTİ+ hareketinin devlet aktörleri tarafından yöneltilen düşmanlaştırma söyleminin bitmesi dışından herhangi bir talebi bulunmuyor. Hakların anayasal güvence altına alınması, nefret suçlarına dair kanuni düzenlemeler yapılması gibi talepler öncelikle bu oldukça derin sorunun çözülmesinden sonra gündeme gelebilir. 

Konuğumuz Türkiye’de daha önceki dönemlerde LGBTİ+ bireylere yönelik bir “ilgilenmeme” veya “dikkat etmeme” politikasına da dikkat çekiyor. Esasında AK Parti iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan da uzun süre bu politikayı devam ettirmiş ve LGBTİ+ bireylere dair kamu alanında tartışmalar mevcut konjonktürde yapıldığı gibi açık bir şekilde yapılmamıştı. Şu anda daha önce yukarıda saydığımız aktörler vasıtasıyla LGBTİ+ bireylere devlet eliyle baskı ve şeytanlaştırma politikası esasında sorunun ana parametresini oluşturmakta. AK Parti iktidarı 2015 yılından itibaren – bir örüntü halinde – bu politikayı benimsemiş gözüküyor.  

Esasında bu tarz politikaların halk nezdinde ne kadar etkin olduğu veyahut bir seçim aritmetiğinde AK Parti için bir kazanım olup olmadığı da bir soru işareti. Muhtemelen muhafazakâr seçmeni konsolide etmek için ortaya atılan bu adımlar Türkiye’de toplumun mevcut LGBTİ+ tutumu ile uyuşmuyor. “Aileyi koruma” bahanesiyle yapılan mitinglere ciddi katılımlar olmaması ve Türkiye toplumunun ekseriyetle LGBTİ+ bireylere sempati beslememekle beraber kendi alanlarında yaşamalarına dair çekincesinin olmaması bize aslında belirgin toplumsal trendi göstermekte. 

Nitekim Osmanlı İmparatorluğu dahil bütün İslâm coğrafyasında Batı’nın tarihsel gelişiminin aksine cinsel “püritenlik” daha az yaygın olmuş ve modern kavramlarla LGBTİ+ olarak tanımlanan bireylerin toplumdaki rolü her zaman daha az zalim parametrelerce çizilmiştir. Batı’nın artık terk ettiği cinsel püritenlik normlarının Türkiye’ye ithal edilerek LGBTİ+ karşıtı iddialarda bulunmak hem tarihi gerçeklere bağlanamaz hem de toplumun genel kanaatlerini irdelemekte yetersiz kalır.  

Türkiye toplumunda Bülent Ersoy ve Zeki Müren gibi LBGTİ+ figürlerin normalleştirilip benimsenmesi de esasında bu trendin toplumda olukça yer edinmiş olduğunu gösteriyor. Bu açıdan LGBTİ+ şeytanlaştırma politikalarının beklenen sonuçları doğurmayacağı gibi bu seçmenlerin blok oy kullanması durumundan AK Parti açısından bir risk teşkil ettiğinin altını defaatle çizmek gerekiyor. LGBTİ+ bireylerin siyasallaşması trendi Türkiye’de demografi ve seçim aritmetiği açısından oldukça ehemmiyet arz edecek bir gelişme olma yolunda ilerliyor. 

Bunun yanında LGBTİ+ bireylerin aslî taleplerinin eşitlik, ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmama olarak ortaya koyan konuğumuz, sadece “LGBTİ+ olarak görünmekten”, LGBTİ+’nin kendisinin bir “gösterge” hâline gelmesinden rahatsızlık duyduğunu da sözlerine ekledi. Bu gösterge hâline gelme durumu LGBTİ+ bireylerin, kamuoyundaki yaygın kanaatinin aksine, siyasallaşmaya “mecbur” kalmalarının aslî nedeni.

Bir Cevap Yazın